• Bursa 14° AÇIK
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyonkarahisar
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkâri
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • istanbul
    • izmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • Kahramanmaraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
    • Lefkoşa
    • Bakü
    • Amsterdam
  • ÖĞLE'YE 13:05

  • HABER GÖNDER

  • CANLI SONUÇLAR

İTİKAF

Genç yaşta birisinin aniden öldüğü haberini aldığımızda, ya da bir yakınımızın ruhunu teslim edişine şahitlik ettiğimizde birden hüzünlenir, başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeye başlarız…

Genç yaşta birisinin aniden öldüğü haberini aldığımızda, ya da bir yakınımızın ruhunu teslim edişine şahitlik ettiğimizde birden hüzünlenir, başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeye başlarız…
Dilimize dökülmese de zihnimizde bazı sorular belirir…
Dünya hayatı ne kadar da kısaymış.
Bir gün ben de böyle ölüp gideceğim. O hâlde niçin gönderildim bu dünyaya!
Acaba ölümden sonraki hayat için ne hazırlık yapıyorum, ya da bugün Allah için ne yaptım…
Aslında bu soruları kendimize sürekli sormak ve kendimizi ölmeden önce hesaba çekmek bizim görevlerimiz arasındadır. Tefekkür etmek yani nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi, ne ile meşgul olduğumuzu düşünüp ders çıkarmak ve ibret almak, müslüman olmamızın bir gereğidir.
Ne yazık ki günümüzde, sosyal hayatın karmaşası ve dijital dünyanın olumsuz etkileri bizi düşünmekten alıkoyarak ahiret yurdundan uzaklaşmamıza sebep olmaktadır.

Peygamber Efendimiz, henüz otuz beş yaşlarında ve peygamberlikle görevlendirilmeden önce, özellikle Ramazan aylarında şehrin debdebesinden uzaklaşarak Hira Mağarasında tefekküre dalar ve nefis muhasebesi yapardı.
Ancak, Peygamberlikle görevlendirildikten sonra artık insanlardan uzaklaşamazdı, çünkü insanlık O’na muhtaçtı. Mekke dönemindeki zorlu tebliğ şartlarından sonra Medine döneminde Devletleşme süreciyle birlikte müslümanların ibadet hayatı da şekillenmeye başlarken,
bizim için en güzel örnek olan Peygamber Efendimiz de, Ramazan Ayının son on gününde Mescid-i Nebi’de itikâfa girerdi.
Evet itikaf yani, Allah’a yakınlık kazanma niyetiyle bir süre durmak. Durmak derken yanlış anlamayın! İtikâfa giren bir insan Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde farz ibadetlerle birlikte nafile ibadetler de yapar, Kur-an okur ve tefekkür eder. Mümkün olduğunca maddi âlemle ilişkinini sınırlandırarak manevî bir atmosfer yakalamaya çalışır. Meşru bile olsa her türlü nefsanî ve şehevi arzulardan uzak durarak manen olgunlaşma gayretine girer.

İtikâf, toplum hayatından soyutlanmak, insanlarla beşeri münasebetleri kesmek değildir. Aynı şekilde itikâf, ibadet kastıyla da olsa evlenmeyerek dünyadan el etek çekmek yani bir çeşit ruhbanlık da değildir. Dinimiz böyle bir hayat sürmeyi yasaklamıştır. Peygamberimiz Medine’nin merkezi olan Mescitte, bütün ashabının arasında itikâfa girmiş ve onlarla görüşüp konuşarak beşeri münasebetlerini sürdürmüştür.

Evet, Peygamber Efendimiz vefat edene kadar itikafa girmeyi hiç ihmal etmemiş ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini, Ramazan ayının son on gününde mescitte itikâf halinde aramış.

Bizler bugün Peygamber Efendimizin bu sünnetini yapmaya o kadar muhtacız ki…
İbadet hayatımızı yoluna koymak, ahlâkımızı güzelleştirmek, yoğun stresten uzaklaşarak zihnimizi boşaltmak için büyük bir fırsattır itikâf…
Bazı çevreler hayatın stresine ve sorunlarına karşı meditasyon ve yoga gibi uygulamalarla çözüm ararken bizler huşu içinde yapılan ibadetler ve itikâf içinde geçirilen vakitlerle imanımızı kemale erdirebiliriz.
Yeri gelmişken şunu da hatırlatalım.
Ramazan ayının son on günü itikâfa girmeye imkânı olmayan veya gücü yetmeyenler için herhangi bir günde, beş vakit namaz kılınan bir mescitte bir saat bile durmayı yeterli gören âlimler de vardır.
Yeter ki niyet edelim…

YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Mümkünmüdür ?

Hızlı Yorum Yap

sf TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS
5.059.433

VAKA

4.766.124

İYİLEŞME

43.589

ÖLÜM

293.309

AKTİF VAKA

sf DÜNYA'DA KORONAVİRÜS
159.305.473

VAKA

95.353.247

İYİLEŞME

3.312.199

ÖLÜM

63.952.226

AKTİF VAKA

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Mavera Haber'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Mavera Haber'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.